Seçim Sonrası Türkiye’nin Görünümü İyileşebilir

Image

Türkiye piyasaları Mayıs ayında FED’in QE’de azaltım ve takibinde QE’nin sonlandırılması yapılabileceği haberleri ortya çıktığından bu yana çalkantılı seyretmekte. Bu etkenlerin üzerine Haziran ayındaki Gezi Parkı eylemleri ve 17 Aralık operasyonlarının gelmesi, var olan sıcak para riskine bir de siyasi risk eklenmesine neden oldu. Mevcut durumda, TCMB’nin PPK’da faizleri artırması sonrası piyasalarda gergin bir sakinlik var.

Gelişen piyasalara bakılırsa, ABD tarafında en son gelen imalat PMI verilerinin zayıflığı, ABD hisse piyasalarında bir düzeltmeye neden olurken, Çin tarafındaki PMI verilerinin zayıflığı, gelişen piyasalardaki sıcak para daralması ve gelişen piyasa kırılganlığının küresel kırılganlığa neden olabileceği endişesi piyasadaki paranın ABD hazine tahvillerine akmasına neden oluyor. Türkiye, bu ortamda kırılganlığı bir süre daha devam edebilecek ülkeler arasında gösterilse de, 30 Mart seçimlerinden sonra politik ortamın netleşmesi Türkiye’ye bakış açısının değişebileceğine işaret edebilir.

Türk ekonomisinin mevcut durumuna bakıldığında, 2012 yılındaki  24,5 milyar dolarlık yabancı portföy girişinin, 2013 yılında 8,2 milyar dolara gerilemesi ve Kasım 2013’teki 153 milyon dolar, Aralık ayındaki 1,7 milyar dolarlık çıkış dikkat çekmekte. Diğer bir bakış açısından bakıldığında, yabancı çıkışı için ek politik bir sıkıntı gerçekleşmediği sürece, ekonomik anlamda yeni bir büyük çıkış için yeterli iç mazeret bulunmuyor. Dış mazeretler ise Türkiye’nin önümüzdeki dönemde büyümesinin ve yatırım çekmesinin önünü kesmekte. Basitçe, gelişen piyasaların 2008’den bu yana en kötü yıl başlangıcını yapması ve IMF’nin “Küresel ekonomideki zorluklar, yavaşlayan büyümeler ve emtia fiyatları bazı ülkelerin ne kadar zor durumlara düştüğünü gösteriyor” söylemiyle özetlenebilecek küresel ekonomik yavaşlama endişesi önümüzdeki aylarda ön planda olacak. Özellikle küresel likiditenin azalma ihtimali ve piyasaların güvenli limanlara akma ihtimali IMF’yi endişelendirmekte. Bu açıdan, 30 Mart öncesi Türkiye’de politik ortam ve TL volatilitesi ön plana çıkacak iken, 30 Mart sonrası gelişen piyasalar ile dalgalanma ihtimalimiz artıyor.

Emtia fiyatlarında bakıldığında, Çin önderliğindeki küresel daralma endişeleri karşısında petrol ve bakır gibi endüstriyel metal fiyatlarının baskı altına girdiğini görüyoruz. Altın’da ise güvenli liman talebi tekrar artsa da, ABD tarafındaki düzeltme sonrası hisse piyasalarının tekrar toparlanmaya başlaması ve ABD ekonomisinin büyümeye devam etme ihtimali Altın’ın orta-uzun vade yükselişinin önünü kesebilir. Bu bağlamda, geçtiğimiz seneler içindeki rekor yükselişlerin Altın’da 2014 görülme olasılığı düşük görünüyor. Gelişen piyasalardaki kırılganlığın artması durumunda güvenli liman talebi ile Altın’ın 1300’lerin içerisinde girme ihtimali bulunsa da, 1320-1365 Dolar bölgesi Altın’da zorlanmaların görülebileceği yerler olarak dikkat çekiyor. İç piyasalarda, Dolar/TL’deki volatilite TCMB faiz kararı sonrası düşüş etkisi göstermişti ve mevcut ortamda da bu hareketin devam ettiğini görüyoruz. 28 Ocak’taki gece yarısı PPK toplantısı sonrası Dolar/TL’nin haftalık opsiyon volatilitesi yüzde 42, aylık volatilitesi yüzde 21 düşmüş durumda. Bu da TL’nin Dolar karşısında bir süre daha düzeltme görebileceğini ve kur tarafında ortamın sakinleşmeye devam edebileceğini gösteriyor. Faiz tarafındaki durum ise TCMB’nin sert artırım yaptıktan sonra bir süre beklemeye ve mevcut TL sıkılaştırmasını sözel olarak devam ettirebileceğini göstermekte. Yüzde 4,5’tan yüzde 10’a çıkarılmış bir durumda, Türkiye kırılgan beşlideki kıyas ülkelerinden Brezilya ile denk duruma geliyor. Bu artırımın öncelikle etkilerinin beklenmesi gerektiğinden seçim sonrasına kadar TCMB’den ek bir faiz artırımı beklememek mantıklı olacaktır.